torsdag den 20. juli 2017

Kürtlerin, Kürdistanlıların BİRLİK ile imtihanı - ROJAN HAZIM



Kürtlerin, Kürdistanlıların BIRLIK isteği tarihseldir. Sade yurttaştan mesleki, politik veya akademik kariyer sahibi kişiye kadar her Kürt, Kürdistanlı bu sihirsel sözcüğe vurgu yapar. Bunda mucizevi bir güç görür. Her derde deva derman, her kapalı kapıyı açan bir kilit olarak düşünür, öyle inanır. Hatta fetiş hale getirir bu BIRLIK olgusunu. Kürdün, Kürdistanlının yaşamında BIRLIK kuvvettir, galip gelmektir, her zorluğun üstesinden gelmektir. O nedenledir ki, ailede birlik ister, kabilede birlik ister, aşirette birlik ister. Modern zamanda örgütte birlik ister. Devlet olmak için de BIRLIK ister. BIRLIK bu derece hayatidir Kürt için, Kürdistanlı için. Peki haksız mı? Elbette değil. Kürt amiyane tabirle "bir ve beraber" olduğu zamanın "saadet devri" olduğunu bilir. Tarihte sahip olduğu, hep gururla behsettiği adına "imparatorluk", "mirlik" sonradan "cumhuriyet" dediği organize yapıların "halk" ve "millet" olma hüviyetini verdiğini ve bu değerleri yaşattığını anımsar ve özlemle yadeder. Hasıli kelam ilkel veya modern ama BIRLIK olduğu zamanlarda varolabildiğini, mevcudiyetini koruyabildiğini, etnik kimliğini sürdürebildiğini hatırlar Kürt ve Kürdistanlı. Tersinin yani birlik olmamanın, dağınıklığın, herkesin bir baş çekmesinin ne acılara, hüsranlara, yakım, yıkım ve trajedilere mal olduğunu hayatının içinden bilir. Kürt, Kürdistanlı birliğin hakkıyla varolmaya, tersinin yani dağınıklığın, keşmekeşliğin yokolmaya götürdüğünü bizzat yaşayarak gördüğünü haykırır.
Tüm Kürtlerin birlik konusundaki duygularının tercümanı ise bilge hoca Ehmedê Xani'dir [Hanili Ahmed]. Şöyle diyor:

Eğer birliğimiz olsaydı
Birbirimize bağlanabilseydik
Romlar [Türkler], Araplar, Ecemler [Farslar]
Hepsi de bize hizmetçi olurlardı
[O zaman -rh]
Tamamlardık dini ve devleti
Alırdık ilim ve hikmetin eğitimini

Kuşkusuz Kürtler bağımsızlık ve özgürlükleri için Türk, Arap ve Fars sömürgeciliğine karşı mücadelede zafer elde ettiklerinde ne Türkleri, ne Arapları ne de Farsları kendilerine "hizmetçi" yapmazlar. Xanî [Hani] o sözü yaşadığı dönemde bu devletlerin Kürtlere reva gördüğü köleliğe karşı direnişin, tepkinin bir ifadesi olarak söylemiştir ve öyle anlamak gerekir. Xanî'nin tespiti bir biçimde "empati"ye davettir. Yani "siz bizi hizmetçi yaptınız, biz de başa geçip sizi hizmetçi yaparsak nasıl olur" şeklinde de okunabilir. Netice itibariyle Xanî zulme karşı zaferin ancak birlik ile elde edilebileceğini Kürtlere vurgulamak istemiş, birliğin yaşamsal önemine dair mesaj vermek istemiştir. Ne yazık ki, Kürtler her fırsatta Xanî'nin bu sözlerine atıfta bulunsalar da pratikte gereğini yapmadılar bugüne dek.
Sade, ortalama veya donanımlı Kürt bu gerçeği yani birliğin ve birliksizliğin yolaçtığı farklı sonuçları bilir de neden çözücü bir pozisyon almaz?
Işte Kürtler, Kürdistanlılar dünden bugüne bu akılalmaz paradoksu yaşıyor.

"Birlik"te yaşamsallık
Bugün Kürtler yeniden bu birlik konusunu yüksek sesle konuşmaya başladılar. Tabii evveliyatı var bunun. Kürtler, yirminci yüzyılı neden kaybettiler diye kendi kendilerine soruyorlar ama derinlikli bir muhasebe yapılıyor mu o tartışma götürür. Şimdi yirmibirinci yüzyılın kaybedilmemesi tartışmaları var. Bu çabayı bile önemsemek gerekir. Ne ki, doğru hedefi belirlemek yetmiyor ona ulaşmanın yol ve yöntemi de doğru bir biçimde ortaya konulmalı ve uygulanmalıdır. Bu bakımdan metod önemlidir. Herşeyde olduğu gibi bu birlik konusununda da tarih bilinciyle hareket edilmelidir. Bu bağlamda kısa ve öz bir çıkarsama yapmak münkündür: Dünden bugüne geçen bunca uzun tarihi süreçte Kürtlerin kolektif kimliğini ifade eden yapısal kazanımların birlik ile elde edildiği, bunu koruyamamanın, kaybetmenin ise iç birliğin çökmesiyle geliştiği söylenebilir. Yine özellikle yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan fırsatların değerlendirilememesi de bir türlü iç birliğin yaratılamamasının sonuçlarıdır. Bu negatif sonuçların ortaya çıkmasında toplam objektif ve subjektif koşulların etkisi var kuşkusuz. Keza iç dinamik, dış dinamik dengesi hesap dışı değil. Ancak karşıkarşıya kalınan sonuç eğer yıkım ise tüm iç ve dış faktörleri total olarak ama doğru bir biçimde analiz etmek ve öyle bir sonuca ulaşmak gerekir. Orantısız güç çoğu zaman oluşan iç birliği de yetersiz hale getirebilir ve ortaya trajik bir yenilgiyi çıkarabilir. Tarihte hayli örneği vardır bu türden dengesiz ve orantısız gelişmelerin. Ne var ki, bütün bu belirlemeler şu gerçeği değiştirmez; birlik, organize birlik ortak enerjidir, ortak akıldır, ortak kuvvettir, sonuç almada belirleyicidir ve o nedenle de yaşamsaldır.

Arzulanan birlik
Kürtler, Kürdistanlılar birçok konuda olduğu gibi, birlik konusunda hala da derin bir çelişki yaşıyorlar. Yirminci yüzyılın ikinci yarısı ama özellikle son çeyreği Kürtlerin görece bilinçlenme ve örgütlenmesinde çok önemli bir zaman dilimidir. Kürtlerin 1975'te Kürdistanın güney yakasında karşılaştıkları ağır yenilgi bir şok etkisi yarattı ve adeta Kürtleri sarsarak kendine getirdi. Bu dönem her parçanın kendi koşullarında ama daha ileri, bilinçli ve modern örgütlenme sürecini hızlandırdı. Klasik ve geleneksel politik hattın dışında birçok yeni yapılar şekillendi. Yeni düşünceler, yeni perspektifler, yeni örgütsel modeller, yeni mücadele yöntemleri ortaya çıktı. Pratik örgütsel faaliyetin yanında fikri cereyanlar yayınsal düzeyde canlı bir tartışma platformu yarattı. Hemen tüm politik akımlar teorik planda ve çok doğru olarak programlarına iç birliğin ne denli yaşamsal olduğunu, geçmişteki yenilgilerin bu arzulanan birliğin gerçekleşmemesinden kaynaklandığını o nedenle tüm milli dinamiklerin birliğinin mutlaka örülmesi gerektiğini, bunun başarının temel şartı olduğunu yazdılar. Ne ki, kendi pratik çalışmalarına yoğunlaşırken bu temel önermelerini unuttular ya da pas geçtiler. Kimi zaman yine kendi çabalarıyla ortaya çıkan ortak çatıları da işlevsiz hale getirerek ciddi bir çelişki içinde debelenip durdular. Politik yapılar örgütler arası birliği teğet geçerken pratik faaliyet içinde çoğu zaman kendi iç örgütsel birliklerini de zaafa uğratan anti birlikçi tutumlar sergilediler. Yılların çabasıyla, ağır bedellerle oluşan kimi politik yapılar bu ciddi yanlışlar yüzünden iç birliklerini bile koruyamadılar, savruldular, dağıldılar ve o büyük emek ve enerjiyle yaratılan örgütler heba edildi. Birçoğu da sırf bu anti birlikçi anlayışlar nedeniyle yüzlerce kadrosunu, sempatizanını kıyıma uğrattı.
Tüm bu yaşanan teorik ve pratik dengesizlik Kürtleri birlik gibi hayati bir konuda tam bir paradokslar kuyusunun içine itti ve bir türlü bu dipsiz kuyudan çıkma yeteneği, başarısı gösteremediler. Bu negatif duruş Kürtlere çok şey kaybettirdi. Ne yazık ki, bugün de bu negatif durum devam ediyor. Düşünsel planda yine çok ulvi bir şekilde birliğin öneminden, yaşamsallığından söz ediliyor lakin pratikte yine o bildik çelişki devam ediyor ve bu anlayış ve pratik arzulanan birliğe ulaşmayı engelliyor.

Ortaya çıkan birlikler
Yaşam devam ediyor, elbette bağımsızlık için, özgürlük için mücadele de sürüyor. Kürtler birlik konusunda yaşadıkları bu paradoksa, çizdikleri zigzaglara karşın savaşımlarını devam ettiriyorlar. Bu direngenlik düşe kalka, ağır bedellerle de olsa bir biçimde sürüyor. Kürt politik yapıları hem kendi içlerinde, hem kendi aralarında demokratik rekabet kurallarını işletmeselerde, tek fişek misali işgal ve ilhakçı kolonyalist hegemonyaya karşı mücadele ediyorlar. Bu yöntemle belli çeperlerde kazanılıyor, işgalci güçler zora sokuluyor. Bu sadece tek örgütün ciddi enerjisine dayalı savaşımda da ilerlemeler elde edilebiliyor. Buna paralel olarak örgütler arası diyalog ve bazen biraraya gelmelerde sağlanabiliyor. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında bu türden şekillenmeler yaratılabiliyor. Kimi zaman ortak platformlar, kimi zaman cephe tarzında birlikler oluşturuldu. Bazen de ideolojik yakınlık esas alınarak dirsek temaslı kimi dayanışma türleri ortaya kondu. Ancak sistematik ve kalıcı hale getirilemedi bu çalışmalar. 1970'li, 80'li, 90'lı yıllarda hemen tüm Kürdistan parçalarında bu değişik birlik modelleri denendi ancak hiçbiri uzun ömürlü olmadı. Birlik gibi stratejik bir konuya taktiksel yaklaşıldığı için bu çabalar dönemsel ve lokal kaldı.
Kürdistan'ın bütününü kapsayan büyük birlik düşüncesi bir ütopya olarak sürekli Kürtlerin zihninde var oldu. Özellikle 80'li yıllarda Ortadoğu sahasında bazı pratik adımlar atıldı. Dört parçayı temsilen bir girişim başlatıldı. Ancak daha baştan metodik olarak yanlış başlandığı için dumura uğradı daha doğrusu uğratıldı. Politik örgütler arasında vetoculuk, ambargoculuk gibi son derece sakat bir anlayışla hareket edildiği için bu birlik girişimi de kısa sürede dağıldı.

Yeni arayışlar
90'lı yılların başında Kuveyt krizinin yarattığı elverişli şartlardan doğan Kürdistan'ın güney yakası özerkleşme süreci Kürdistan'ın diğer parçalarındaki savaşımı olumlu yönde etkiledi, pozitif motivasyon oldu. 19 Mayıs 1992 de yapılan seçimler ve akabinde Hewlêr[Erbil]'de oluşturulan parlemento ile birlik umudu artarken ne acı ki bu bahar havası uzun sürmedi ve yeniden muhteris bir iktidar paylaşımı amaçlı kör bir iç hesaplaşmayla ayrışma derinleştirildi. Öte yandan bu negatif gelişme Kürdistan ulusal kurtuluş güçleri arasında olması gereken büyük birlik fikrini de tekrardan canlandırdı ve 90'lı yılların ortalarından itibaren pratik girişimler başlatıldı. Özellikle Kürt diasporasının ikinci büyük alanlarından Avrupa Birliği coğrafyasında çalışmalar hızlandırıldı. Tüm Kürdistan'dan belli başlı politik akım temsilcileri, yazarlar, gazeteciler, sanatçılar, bağımsız politik kişilerin katılımıyla Brüksel merkezli Yurtdışı Kürdistan Parlementosu [PKDW-1995] kuruldu. Ne yazık ki, bu kurum da istisnasız Kürdistan'ın tüm politik kesimlerini, toplam dinamikleri kapsayamadı. 90'lı yılların sonlarına doğru Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi giderek ivme kazanıyordu. Yirmibirinci yüzyıla doğru Kürdistan bilinci artıyor, en geniş birlik daha çok kendini dayatıyordu. Buna dönük arayışlar, çabalarda sürüyordu. Kürt dostları ısrarla birliği tavsiye ediyor bu konuda dayanışmacı davranıyorlardı. Yirmibirinci yüzyılın Kürt ve Kürdistan yüzyılı olabilmesi için bu bütün Kürdistan dinamiklerinin birliği elzemdi. Sürekli Kürtler ve Kürdistan davasının lehine gelişen bölgesel ve uluslararası konjonktür bu çabaları hızlandırdı. Bu hızlı gelişen süreçten korkan bölge sömürgecileri çok yönlü saldırılarını, manevralarını arttırdılar. Tüm Kürtlerde artık bir ortak temsil organının oluşması isteği doruktaydı. Çeşitli ülkelerdeki modeller tartışılıyordu. Özellikle Nelson Mandela liderliğindeki Güney Afrika halkının kurtuluş mücadelesinin yarattığı "Kongre" modeli dikkat çekiciydi Kürtler ve Kürdistanlılar için. Bu süreç ve birlik arzusu Mayıs 1999'da KNK olarak bilinen Kürdistan Ulusal Kongresi'ni doğurdu. KNK'nin oluşma sürecinde kapsam daha geniş tutulmasına karşın Kürtler arasında süregelen demokratik olmayan rekabet ve monopolist anlayışlar yine de arzulanan, Kürdistan'ın eksiksiz, mutlak tüm dinamiklerinin beraberliğini sağlayamadı ve KNK görece makul çoğunlukla kurulmasına rağmen tüm toplam kesimleri kapsayamadı. Herşeye karşın KNK bu yöndeki faaliyetini sürdürdü, dışarda kalan diğer dinamikleride içine alabilecek ya da beraberce yeni bir şekillenme yaratabilecek esneklikle hareket etti.  

Yeni süreç
Tabii özellikle sömürgeci devletler bu süre zarfında boş durmadılar, tüm imkanlarını seferber ederek Kürtlerin, Kürdistanlıların temsil kabiliyetini sabote etmeye çalıştılar, birlik sürecini zehirleyip tahrip etmeye uğraştılar. Özellikle Kürdistan’ın kuzey yakasında 1999 Belediye seçimlerinde Kürtlerin elde ettiği başarı ve yerel yönetimleri kazanması, ardından 2003 Nisanında Saddam rejiminin alaşağı edilmesiyle birlikte Kürdistan mücadelesinin Irak içinde kazandığı anayasal resmiyet, 21. yüzyılın başlarından itibaren ileriye doğru seyri değişen Kürdistan kurtuluş mücadelesinin etkisini arttırdı ve Kürtlerin, Kürdistanlıların bu savaşımı ve kazanımları bölgesel değişimin motor gücü haline geldi. 2010'ların başlarından itibaren uluslarası desteğin artması ve Kürdistan ulusal kurtuluşçu güçlerin savaşımlarını daha geniş alana yaymaları beraberinde yeni kazanımları getirdi. Sömürgeci rejimlerden Suriye yönetiminin katliamcı baskıları dış demokratik dinamiklerin de harekete geçmesine neden oldu. Içerde Kürt dinamiği, dışardan demokratik dinamikle paralel ve dayanışma temelinde geliştikçe Kürdistan'ın batı yakası da özgürleşme ve özerkleşme sürecine girdi. Elbette gerici sömürgeci devletler, yönetimler Kürtlerin, Kürdistanlıların bu muazzam gelişimini etkisizleştirmek, hiç değilse sınırlamak için çok yönlü faaliyete geçtiler. Aralarındaki tüm çıkar çelişkilerine karşın bazen gizli bazen açık ama paralelce anti Kürt ve anti Kürdistan politikalar geliştirdiler ve uyguladılar. Bu konuda Iran ve Türkiye farklı kulvarlarda, değişik eksenlerde yer alsalarda Kürtleri bertaraf etmede dirsek temasının ötesinde eylem beraberliği yaptılar ve halen de yapıyorlar.
Gelinen bu yeni aşamada Kürdistan'ın güney ve batı yakalarının elde ettiği mevcut statü [federal] ve bunun daha ileri formatlara, örneğin bağımsızlık ve konfederal yapıya dönüştürülme çabalarına karşı özellikle Türkiye ve Iran aktif bir saldırı içindeler. Birbirinden farklı gibi görünse de aslında eylemsel bir dayanışma içindeler. Türkiye'nin alan hakimiyeti saldırganlığına paralel bir şekilde Iran'da sızmacı bir taktikle aynı amaç içinde hareket ediyorlar. Türkiye'nin Kürdistan'ın batı yakasına yönelik bu aleni askeri işgaline karşı Iran'ın geliştirdiği maskeli işgalcilik de Kürdistan kazanımlarını tasfiye etme hamleleridir. Bir yandan nüfuz rekabeti öte yandan alan olarak Kürdistan'da operasyonel eylemlilik Türkiye ve Iran'ın anti Kürt ve anti Kürdistan niyetini açığa vuruyor. Iran doğu cephesinden, Türkiye geniş güney cephesinden Kürdistan'ın güney ve batı kazanımlarını tahrip etmeye çalışıyorlar. Kürdistan'ın kuzeyi ve doğusunda zaten bu işgalci devletler Kürt halkına göz açtırmıyor, nefes aldırmıyorlar. Velhasıl komplo derin, tehlike büyük. Yeni sürecin özeti budur Kürt ve Kürdistan bakımından.

O halde ne yapılmalı
Bunun cevabının doğru bir biçimde aranması gerekir. Yeni süreç beraberinde yeni birlik modellerini getirecektir. Bugüne kadar yapılan birlikler önemsiz değildir, aksine yararlanılması gereken deneyimlerdir. Kürtler Kürdistan'ın nüfusça en kalabalık halkı ve coğrafyaya adını veren etnik topluluktur. Kürdistan'daki etnik homojenlik giderek değişim gösteriyor ve bir etnik heterojenleşme var. Kürtlerin dışında Kürdistan'da yaşayan etnik topluluklar var ve bunlarında demokratik hakları sözkonusudur. O nedenle elbette Kürtler homojen bir etnik topluluk olarak kendi kurumsal temsiliyeti olan ulusal birliklerini, organlarını, kongre, meclis veya parlemento ya da bir başka model şeklinde oluşturabilirler. Ancak bir de diğer Kürdistanlılar var. Onlar da kendi öz etnik kurumlarını kurabilirler. Kürtler ve Kürdistanlılar bu öz kurumlarının toplamından oluşan demokratik bir çatıyı federal veya konfederal olarak örgütleyebilirler. Ya da Kürt ve Kürdistanlıların demokratik temsiliyetini ifade eden delegasyonların biraraya gelmesiyle bir üst temsil organı kurabilirler. Ortak kurumun ismi de önemlidir. Tüm Kürdistanlıları temsil edecek bir birlik organının ülkesel ifadesinin olması gerekir. Kürdistanlıları biraraya getiren üst organın adında "ulusal" değil "ülkesel" kavramı olmalıdır. Örneğin eğer tüm Kürdistanlıların birliği hedeflenecekse ve model ve isim olarak da "kongre" tercih edilecekse "Kürdistan Ülkesel Kongresi" [Kongreya Niştimanî ya Kurdistanê - Kongreya Welatî ya Kurdistanê] ya da sadece "Kürdistan Kongresi" [Kongreya Kurdistanê] olmalıdır. Yok eğer sadece Kürtlerin birliği amaçlanıyorsa o zaman "Kürt Ulusal Kongresi" [Kongreya Neteweyî ya Kurdistanê] denebilir.
Bugünlerde Kürdistanlıların büyük birlik konusu tekrar gündemde ve konuşuluyor. KNK bu konuda aktif bir insiyatifle davranıyor. Haziran ortalarından itibaren Kürdistan'ın güney ve batı yakalarında etraflı görüşmeler yapıldı KNK tarafından. Yine Kürdistan'ın kuzey ve doğu yakası örgütleriyle konuşuldu. Bu çok yönlü görüş alışverişlerinden herzaman olduğu üzere yine "birlik hemen şimdi" gibi fazla iyimser bir sonuç çıktıysa da yine de hiç şüphesiz olumlu bir adım ve girişimdi. Bu arzu edilen en geniş ulusal ve ülkesel birliğin nasıl gerçekleştirilebileceğini tartışmak üzere 15-16 Temmuz [2017] da iki günlük bir danışma toplantısı yapıldı Süleymaniye'de. Katılım, ilgi iyiydi ancak yine de ısrarla istenen mutlak toplam katılım sağlanamadı. Dolayısiyle bileşimde yıllardır arzu edilen tam genişliğe, belirleyici yeterliliğe ulaşılamadı. Kaldı ki bu durum, mevcut gerilimli iç politik atmosfer dikkate alındığında çok şaşırtıcı da olmamalı ve bir pesimizme de yol açmamalıdır. Tabii bu görece sınırlılık toplantının önemini eksiltmez. Herşeye karşın verili şartlarda katılım sağlayanlarca değişik görüş ve düşünceler, eleştiriler dile getirildi ve geleceğe dönük yeni projeksiyonlar için yararlı öneriler sunuldu ki zaten KNK'nin bu geleneksel danışma toplantısından amaçladığı da buydu.  
Bu toplantının da ortaya çıkardığı gibi, bundan böyle birlik konusunda yaşanan süreçlerin ne denli girift, sancılı, ne kadar zorluklarla dolu olduğu bilinerek hareket edilmeli, daha rasyonel davranılmalı, toplam koşullar ve dinamiklerin genel ve özel pozisyonları dikkate alınarak hedef belirlenmelidir. Özellikle Temmuz 2013 Hewlêr [Erbil] başarısız deneyimi hatırdan çıkarılmamalı, sonuçları sağlıklıca analiz edilmeli ve eğer bugün yeniden bir ulusal ve ülkesel birlik için kollar sıvanmışsa, o zaman geçmiş tüm deneyimlerden ders çıkarılmalıdır. Iyi, doğru ve isabetli bir muhasebe yapılmalıdır. Geçmişte her ne, bu arzu edilen büyük birliği engelleyici olmuşsa, o tüm çıplaklığıyla ortaya konmalı, bilinmeli, söylenmeli ve tekrarından kaçınılmalıdır.
Yine birlik derken eskide ısrar edilmemeli, yeni örgütsel tabu ve dogmalar yaratılmamalı, yeni sürece uygun yeni örgütsel modeller bulunmalıdır. Büyük ulusal ve ülkesel birliklerde hakimiyetçi değil demokratik davranılmalı ve tüm dinamikler hesaba katılarak sadece politik örgütlerin oluşturduğu bir birlik değil, diğer sivil kişi ve kurumları da kapsayan bir birlik amaçlanmalıdır. Birliklerden maksat sadece matematiksel toplam olmamalı, düşünsel verimliliği ve pratik işlevselliği olan bir doku örülmelidir. Yine mevcut statüko içinde  arzulanan büyük Kürdistan dinamiklerinin birliği kurulamıyorsa [çünkü Türkiye ve Iran şiddetle karşı çıkıyor, kendileri engelleyemiyorlarsa da başka müttefiklerini devreye sokarak sabote etmeye çalışıyorlar], parçalar düzeyinde cephe, kongre, meclis ya da ortakça bulunan bir modelle birlikler kurulabilir ardından bunlar arasında ortak bir koordinasyon mekanizması oluşturulabilir. Bugün Kürdistan politik ve örgütsel dünyasına egemen olan iki merkezlilik [PKK ve PDK eksenli], -ki bu durum bu Süleymaniye danışma toplantısında da açıklıkla görüldü- ve her merkezin etrafında oluşan preferi realitesi, herşeye ve tüm zorluklarına karşın bir avantaja çevrilebilir, amaçlanan büyük birlik zeminine evriltilebilir, ortak platforma kanalize edilebilir ve bu yönde ciddi ve yapıcı bir çaba içinde olunmalıdır. Yaşanan deneylerden yola çıkarak ve tabii Süleymaniye toplantısının da tekrardan ortaya çıkardığı gibi, birliklerde şablonlarla hareket edilmemeli, strüktür ve isim dahil olmak üzere beraberce uygun, makul ve işlevsel bir model bulunmalı ve artık büyük birlik için istisnasız toplam dinamikler hedeflenmeli ve bir şekilde sonuca ulaşılmalıdır.

Zamanın ruhu
Yeni süreç, yeni zaman aynı şekilde yeni bir ruh gerektirir. Yeniyi seçme, yenileşmeyi hedefleme eskiyi red ve inkar değildir. Eskinin yanlışlarından, eksik aksağından kurtulmak ve gelişme diyalektiğini doğru bir biçimde okuyarak, sağlam bir biçimde analiz ederek, gelişme trendini iyi yakalayarak daha güçlü ve daha etkili, daha donanımlı yola devam etmek demektir. Zamanın ruhunu iyi okumak gerekir. Bu okuma, gerçeği doğru değerlendirip ona uygun donanmak ve davranmak demektir. Zamanın ruhuna uygun düşünce sistematiği oluşturulmalı ve bu zamanın ruhuyla sürdürülecek mücadelenin gereksinim duyduğu araç gereçlerle donanılmalıdır. Nihayetinde örgütler, kurumlar amaç için birer araçtır ve doğru olan yapılmalıdır. O nedenle yeni ulusal veya ülkesel birlik için demokratik, yatay ve koalisyonel modeller tercih edilmelidir. Yaşadığımız zamanın ruhuna en uygun ve modern dünyada da uygulanan ve sonuç alıcı işlevselliği olan demokratik birlikler koalisyonlardır. Büyük küçük katılımcılar, bireyler özgür iradeleriyle ama ortak amaçlar için ve anlaşmalı olarak bir arada oluyorlar ve bu demokratik özellik çok önemlidir. Büyüklerin kolu kanadı altında oluşan birliklerden esasen o büyüklere de fayda gelmez, gelmiyor ve kaldı ki bu yaşanan pratiklerde de görülüyor. O nedenle artık bu klasik, geleneksel yapılaşmalarda birlik aranmamalı, döneme, zamana, yeni sosyolojik şekillenmeye uygun birlik modelleri üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Bunun için ortak düşünülmeli, ortak davranılmalı ve ortak çareler üretilmelidir. Örgütler 80'li yıllarda hem birbirlerine hem de etkili bireylere karşı acımasızca kullandıkları vetocu, ambargocu, boykotçu ve by pasçı yaklaşımlardan uzak durmalıdır. Büyükler küçüklere akıl verme, yönlendirme ve tavsiyede bulunmaktan vazgeçmeli, onlarla birlikte ve eşitçe bu ortak iradeyi örgütlemeye çalışmalı ve kolektif liderlik modeli olan rotasyon sistemiyle yönetim görevi yerine getirilmelidir.

Imtihan
Kürtler, Kürdistanlılar bugün yeniden olması gereken birliklerini yaratmak için adım atıyorlarsa hesabını kitabını iyi yapmalıdırlar. Kürtler, Kürdistanlılar hep söylüyorlar; "birlik olamadık kaybettik"!. O halde yapmaları gereken kaybetmek için değil kazanmak için enerji sarfetmektir. Birlik kazandıracaksa, ona inanılıyorsa gereği yapılmalıdır. Bu aşamadan itibaren birlik hedefinden sapmanın mazereti olamaz kimse için. Bu bakımdan Kürtler, Kürdistanlılar büyük bir imtihanla karşıkarşıyadırlar. Bu hakikaten kıyamet imtihanıdır. Kürdistan'ın etrafında tam bir kıyamet senaryosunu yaşama geçirmek için Türkiye ve Iran, Bağdad ve Şam'ın Arap şovenisti yönetimlerinin de desteğiyle saldırı halindeler. Kürdistan'ın güney ve batı kazanımlarını sömürgeciler, Türkiye ve Iran, anlaşmalı ve dayanışmacı bir plan dahilinde tehdit ediyor ve sende korumak ve daha ileri mevzilere mi taşımak istiyorsun, o halde güçlerini birleştircek ve bu birlik içinde kendini, yurdunu, kazanımlarını savunacaksın. Kürdistan'ın kuzeyinde, doğusunda bu iki sömürgeci devletin baskılarına karşı hak, hukuk savaşımı mı veriyorsun, vereceksin, o halde tüm güçleri biraraya getirici politikalar planlayacak ve hayata geçirerek işgalcilere karşı başarıyı elde etmeye çalışacaksın. Bunun başka yolu yoktur. Sömürgeci devletler ayrı dursalarda Kürde, Kürdistanlıya, Kürdistan'a ortak vuruyor. O halde, Kürt ve Kürdistan özgürlük dinamikleri de yapısal olarak birbirinden ayrı durabilirler ancak kendi otonom yapılarını bir koalisyonel zemin içinde biraraya getirerek düşmana ortak vurabilirler ve bunun gereğini işte bu birlik çabalarını ete kemiğe büründürerek yapmalıdırlar.
Sonuç itibariyle; birliğin oluşamaması günahından hiçbir Kürt, Kürdistanlı muaf değildir. Bu pay sorumluluk düzeyiyle orantılıdır elbette. Lakin bugün Kürtler, Kürdistanlılar bu günahlı geçmişten dolayı birbirlerine fatura çıkaracağına, kararlılıkla yeni sürece odaklanmalı ve büyük birliğin oluşturulmasına yoğunlaşmalıdırlar ve bunun da tam zamanıdır. Güney yakasında 25 Eylül'de [2017] yapılacak referandum zamanlama olarak iyi bir fırsattır ve o bölge halkımızla tam anlamıyla dayanışılarak bu süreç büyük birlik rotasına yönlendirilebilir.
Ne diyor Kürtlerle dayanışma içinde olan dostlar: Kürtlere tarihi fırsat doğdu, birlik olurlarsa kazanırlar, olmazlarsa kaybederler.
Hiç kuşku yok ki, tümden kaybetmez Kürtler. Çünkü yok edilemeyecek kadar güç biriktirdi Kürtler. Ne ki, ya muazzam bir birliktelik yaratarak kaderimizi, statümüzün çapını, kapsamını biz belirleyeceğiz veya arzularımıza yakın bir sonuç alacağız ya da dağınık kalarak egemenlerin, sahadakilerin kendi çıkarlarına yettiği kadarıyla bize sundukları statüye razı olacağız!
Kürtlerin, Kürdistanlıların birlik ile imtihanı var. Kalmakta, geçmekte bizim elimizde. Kalmak kaybettirir, geçmek kazandırır.
Ne yapalım, evet ne yapalım!

Not:
1. Bu yazıda "Birlik" konusunu işlerken genelleme yaptım. Amaç birliğe hizmet eden dili kullanmaktır. Özellemenin bir yararı yoktur, kaldı ki yeri de başkadır. O nedenle kimse alınganlık yapmamalı ama hepimiz, herkes payı derecesinde düşünmelidir.
2. Bu yazı, KNK'nin 15-16 Temmuz 2017, Süleymaniye toplantısından önce yazıldı ve planlamaya göre toplantı sürerken gazetede yayınlanacaktı. Ne ki, gazetenin 14 Temmuz ile ilgili yoğun gündeminden dolayı yazı gecikmeli yayınlanıyor. O nedenle, yazının KNK'nin Süleymaniye toplantısı ile ilgili kısmını toplantı sonrası zaman kipine göre düzelttim. Yazıyı gazeteye tekrar gönderirken toplantının sonuç bildirgesi henüz yayınlanmamıştı.

ROJAN HAZIM

Yeni Not:
Bu yazı Yeni Özgür Politika gazetesinde, 19 ve 20 Temmuz [2017] günlerinde, 10. sayfada yayınlandı.
Linkler:
http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=74221
http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=74271