torsdag den 24. december 2009

TC’nin saldırıları ve ”Kürt Ulusal Birliği” - ROJAN HAZIM



TC, başta hükümet olmak üzere, ordusu, polisi ve yargısı ile tüm mekanizmalarını koordineli bir biçimde seferber ederek Kürt halkının ulusal kurtuluş savaşımını ezmek için saldırılarını arttırdı. 24 Aralık 2009, Kürt Belediye Başkanları ve politikacılarına yönelik ”operasyonu”, TC’nin sistemli ve planlı saldırılarının bir parçası olarak geliştirildi. Bu operasyon hiç kuşkusuz, DTP’nin kapatılması süreciyle içiçedir ve hükümetin iç dengelerle hareket ederek dış gezilerinde ”Özgürlükçü Kürt hareketini ezme” amaçlı destek aramasıyla bağlantılıdır. TC bu kapsamlı saldırısını, şiddet dozunu arttırarak sürdürürken, Kürtlerin içinde olduğu pozisyon neydi?

* Meşru temsilci PKK ve HPG, tüm imha amaçlı askeri saldırılara rağmen, çatışmasızlık sürecini tek taraflı olarak sürdürüyorlar.
* DTP kapatılmış, biri eş başkan olmak üzere iki parlementerinin parlemento üyeliği düşürülmüş olmasına karşın tüm üyeleri, BDP [Barış ve Demokrasi Partisi] çatısı altında parlemento içinde ve demokratik legal alanda politika yapmayı seçti. Belediye Başkanları 23 Aralık’ta BDP’ye geçtiklerini deklare ettiler. Keza DTPli parlementerler, Ufuk Uras’ın katlılımıyla BDP olarak parlementoda grup kurma kararı aldılar.

Kürdistan ulusal demokratik hareketi böylesi olumlu bir pozisyon içindeyken, hem de ”Barış ve Demokrasi Partisi” adlı partiyle yeni bir dönem başlatmak isterken, çok kapsamlı bir tutuklamayla karşılaşmasının tek izahı var: Tasfiye!. Neyi tasfiye?
Kürdistan kimlikli ulusal kurtuluş savaşımını meşru olarak tüm alanlarda temsil eden örgütlü yapıyı dağıtmak ve bu örgütlü Kürt politik hareketini ezmek suretiyle tasfiye etmek. Bu ögütlü yapıyı kim temsil ediyor? PKK öncülüğündeki toplam KCK sisteminin mekanizmaları. KCK’nin bir örgütsel model olarak sistematize ettiği ögütlü Kürdistan halk savaşımı, TC’nin kolonyalist sistemine karşı Kürdistan’da yapılandırılan alternatif ”özyönetim” biçimini geliştiriyor. TC, bu özgün ve özgüç eksenli Kürt ve Kürdistan organize savaşımını bastırmak için sürdürdüğü askeri saldırılarını, yargı ve polis cephesinden tahkim etmek amacıyla başlattığı bu son tevkifat harekatıyla Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımını topyekün bertaraf etmeye girişmiştir. Bu süreçte, hükümetin ”Kürt açılımı”ndan söz etmesi artık pratik bir anlam ifade etmiyor. Hükümet çok açık olarak pratikte ”Kürt kapatılımı”nı uyguluyor. Bu aşamadan sonra ”iyi niyetli kişi ve çevereler” artık şu ”hükümet istiyor ama asker istemiyor, o nedenle hükümetin elini güçlendirmek gerekir” edebiyatını bırakmalı, hiç ikircimsiz Kürt ulusal demokratik hareketinin yanında saf tutmalı ve TC’ye karşı demokratik savaşım cephesini güçlendirmelidirler. Kürt özgürlük savaşımına karşı TC hükümetinin pratiği ile askeri ve yargı kurumlarının pratiği aynıdır ve ortak olarak ”TC’nin bekasını koruma” amacıyla, geleneksel ırkçı şoven ”Türk Ulusal Birliği” esprisine uygun bir hatta birleşmişlerdir.

Bu açık ”Türk Ulusal Birliği” saldırganlığı karşısında yapılması gereken Kürtler açısından da çok berrak ve açıktır veya öyle olmalıdır. O da: Kürt ve Kürdistan Ulusal Birliği’dir. Diri Kürt ulusal güçleri bu TC geleneğine yaraşır saldırganlığa karşı muazzam bir dayanışma ve birlik içine girmelidirler. Ulusal güçler, öncüleri etrafında yarılamayacak sağlam bir zırh örmeli, demokratik direnişi yükseltmelidirler. Böylesi kritik dönemlerde, saflar belirgin olmak durumundadır. Şimdi böylesi bir kavşağa gelindi: Kolonyalist TC ve Kürt ulusal kurtuluş savaşımı. Onlar ve biz. Herkes, her ulusal güç, her Kürt ve her Kürdistanlı bu kavşakta yolalacağı güzergahı seçmelidir. Yine TC, askeri güçlerinin yanısıra, kılıç kuşanan sivil güçlerini de cepheye sürdüğü bir dönemde, tarihte ve hatta günümüzde olduğu gibi ”yandaş Kürt”leri de safına katarak Kürdistan özgürlük hareketine karşı şiddetli bir savaşı tırmandırmak istiyor. TC’nin ”açılım” gibi cazip ama yanıltıcı politikalarla gündemine aldığı ”Sistem Kürtleri” stratejisine uygun olarak, esasta yapmak istediği ”Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması” değil, Kürdistan şuuru ile savaşım veren, kurtuluşçu ve özgürlükçü örgütlü dinamik gücü tasfiye etmek ve bu düşmanlık politikasını realize edebilmek için de ”uydu ve işbirlikçi Kürt partner” yaratmak olduğu bu son tevkifat ile iyice ortaya çıktı. TC, aklını ve vicdanını yitirmiş şuursuz ”Sistem Kürt’ü” bulmakta zorlanmayabilir. Zaten hergün devlet ve hükümet yanlısı TV ve gazetelerde, Kürdistan özgürlük hareketine karşı TC ağzıyla konuşma yarışına giren TCci Kürtler var ve bunlar TC yandaşçılığını layıkiyle yapıyorlar. Hükümet partisi AKP içinde yuvalanan işbirlikçi Kürtler ve onların etrafında saf tutan kimi diğer Kürtler, cephesel bir dayanışma halinde Kürt özgürlük hareketine karşı TC’nin kolonyalist sistemini tahkim ediyorlar. Bereket ki bu cenah Kürt toplumunda cılızdır ve aslında Kürt halk vicdanında da mahkumdur. Lakin, TC’nin geleneksel entrika ve desiselerini bilen bir halk olarak Kürtlerin, kendi özgürlüğü uğruna canla başla savaşım veren öncüleri ve savaşımcıları etrafında kenetlenmeleri bugün artık bir varolma yokolma sorunu haline gelmiştir. Kazanmak, kazanılanı korumak cesaretle ama örgütlü ve birlik içinde bir savaşımla olanaklıdır. TC’yi bugün veya yarın müzakere masasına çekecek, uzlaşmaya zorlayacak, barışı sağlayacak esas güç bu ulusal birliktir. Kürt ulusal güçleri tam da bugün bu bilinçle davranmak ve savaşımı yükseltmek, TC’nin toplu saldırılarını püskürterek sağlam olarak ayakta kalmak durumundadırlar. Bu bağlamda, hiç kuşkusuz, başta Federal Kürdistan yönetimi ve politik güçleri olmak üzere, Kürdistan’ın doğu ve batısındaki politik güçler ve halk, TC’nin özelde kuzey Kürt hareketini, genelde tüm Kürdistan özgürlük savaşımını boğmaya yönelik saldırıları karşısında, Kürt tarihinde görülmemiş bir ulusal dayanışma ve birlik içinde olmalıdırlar. Kürt ulusal kurtuluş savaşımının gelecek garantisi işte bu ulusal birlik pozisyonudur ve bunun gereği yapılmalıdır.

ROJAN HAZIM
24 Aralık 2009

Analiz - ROJAN HAZIM



TC’nin saldırıları ve ”Kürt Ulusal Birliği”

TC, başta hükümet olmak üzere, ordusu, polisi ve yargısı ile tüm mekanizmalarını koordineli bir biçimde seferber ederek Kürt halkının ulusal kurtuluş savaşımını ezmek için saldırılarını arttırdı. 24 Aralık 2009, Kürt Belediye Başkanları ve politikacılarına yönelik ”operasyonu”, TC’nin sistemli ve planlı saldırılarının bir parçası olarak geliştirildi. Bu operasyon hiç kuşkusuz, DTP’nin kapatılması süreciyle içiçedir ve hükümetin iç dengelerle hareket ederek dış gezilerinde ”Özgürlükçü Kürt hareketini ezme” amaçlı destek aramasıyla bağlantılıdır. TC bu kapsamlı saldırısını, şiddet dozunu arttırarak sürdürürken, Kürtlerin içinde olduğu pozisyon neydi?

  • Meşru temsilci PKK ve HPG, tüm imha amaçlı askeri saldırılara rağmen, çatışmasızlık sürecini tek taraflı olarak sürdürüyorlar.
  • DTP kapatılmış, biri eş başkan olmak üzere iki parlementerinin parlemento üyeliği düşürülmüş olmasına karşın tüm üyeleri, BDP [Barış ve Demokrasi Partisi] çatısı altında parlemento içinde ve demokratik legal alanda politika yapmayı seçti. Belediye Başkanları 23 Aralık’ta BDP’ye geçtiklerini deklare ettiler. Keza DTPli parlementerler, Ufuk Uras’ın katlılımıyla BDP olarak parlementoda grup kurma kararı aldılar.

Kürdistan ulusal demokratik hareketi böylesi olumlu bir pozisyon içindeyken, hem de ”Barış ve Demokrasi Partisi” adlı partiyle yeni bir dönem başlatmak isterken, çok kapsamlı bir tutuklamayla karşılaşmasının tek izahı var: Tasfiye!. Neyi tasfiye?

Kürdistan kimlikli ulusal kurtuluş savaşımını meşru olarak tüm alanlarda temsil eden örgütlü yapıyı dağıtmak ve bu örgütlü Kürt politik hareketini ezmek suretiyle tasfiye etmek. Bu ögütlü yapıyı kim temsil ediyor? PKK öncülüğündeki toplam KCK sisteminin mekanizmaları. KCK’nin bir örgütsel model olarak sistematize ettiği ögütlü Kürdistan halk savaşımı, TC’nin kolonyalist sistemine karşı Kürdistan’da yapılandırılan alternatif ”özyönetim” biçimini geliştiriyor. TC, bu özgün ve özgüç eksenli Kürt ve Kürdistan organize savaşımını bastırmak için sürdürdüğü askeri saldırılarını, yargı ve polis cephesinden tahkim etmek amacıyla başlattığı bu son tevkifat harekatıyla Kürdistan ulusal kurtuluş savaşımını topyekün bertaraf etmeye girişmiştir. Bu süreçte, hükümetin ”Kürt açılımı”ndan söz etmesi artık pratik bir anlam ifade etmiyor. Hükümet çok açık olarak pratikte ”Kürt kapatılımı”nı uyguluyor. Bu aşamadan sonra ”iyi niyetli kişi ve çevereler” artık şu ”hükümet istiyor ama asker istemiyor, o nedenle hükümetin elini güçlendirmek gerekir” edebiyatını bırakmalı, hiç ikircimsiz Kürt ulusal demokratik hareketinin yanında saf tutmalı ve TC’ye karşı demokratik savaşım cephesini güçlendirmelidirler. Kürt özgürlük savaşımına karşı TC hükümetinin pratiği ile askeri ve yargı kurumlarının pratiği aynıdır ve ortak olarak ”TC’nin bekasını koruma” amacıyla, geleneksel ırkçı şoven ”Türk Ulusal Birliği” esprisine uygun bir hatta birleşmişlerdir.

Bu açık ”Türk Ulusal Birliği” saldırganlığı karşısında yapılması gereken Kürtler açısından da çok berrak ve açıktır veya öyle olmalıdır. O da: Kürt ve Kürdistan Ulusal Birliği’dir. Diri Kürt ulusal güçleri bu TC geleneğine yaraşır saldırganlığa karşı muazzam bir dayanışma ve birlik içine girmelidirler. Ulusal güçler, öncüleri etrafında yarılamayacak sağlam bir zırh örmeli, demokratik direnişi yükseltmelidirler. Böylesi kritik dönemlerde, saflar belirgin olmak durumundadır. Şimdi böylesi bir kavşağa gelindi: Kolonyalist TC ve Kürt ulusal kurtuluş savaşımı. Onlar ve biz. Herkes, her ulusal güç, her Kürt ve her Kürdistanlı bu kavşakta yolalacağı güzergahı seçmelidir. Yine TC, askeri güçlerinin yanısıra, kılıç kuşanan sivil güçlerini de cepheye sürdüğü bir dönemde, tarihte ve hatta günümüzde olduğu gibi ”yandaş Kürt”leri de safına katarak Kürdistan özgürlük hareketine karşı şiddetli bir savaşı tırmandırmak istiyor. TC’nin ”açılım” gibi cazip ama yanıltıcı politikalarla gündemine aldığı ”Sistem Kürtleri” stratejisine uygun olarak, esasta yapmak istediği ”Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması” değil, Kürdistan şuuru ile savaşım veren, kurtuluşçu ve özgürlükçü örgütlü dinamik gücü tasfiye etmek ve bu düşmanlık politikasını realize edebilmek için de ”uydu ve işbirlikçi Kürt partner” yaratmak olduğu bu son tevkifat ile iyice ortaya çıktı. TC, aklını ve vicdanını yitirmiş şuursuz ”Sistem Kürt’ü” bulmakta zorlanmayabilir. Zaten hergün devlet ve hükümet yanlısı TV ve gazetelerde, Kürdistan özgürlük hareketine karşı TC ağzıyla konuşma yarışına giren TCci Kürtler var ve bunlar TC yandaşçılığını layıkiyle yapıyorlar. Hükümet partisi AKP içinde yuvalanan işbirlikçi Kürtler ve onların etrafında saf tutan kimi diğer Kürtler, cephesel bir dayanışma halinde Kürt özgürlük hareketine karşı TC’nin kolonyalist sistemini tahkim ediyorlar. Bereket ki bu cenah Kürt toplumunda cılızdır ve aslında Kürt halk vicdanında da mahkumdur.

Lakin, TC’nin geleneksel entrika ve desiselerini bilen bir halk olarak Kürtlerin, kendi özgürlüğü uğruna canla başla savaşım veren öncüleri ve savaşımcıları etrafında kenetlenmeleri bugün artık bir varolma yokolma sorunu haline gelmiştir. Kazanmak, kazanılanı korumak cesaretle ama örgütlü ve birlik içinde bir savaşımla olanaklıdır. TC’yi bugün veya yarın müzakere masasına çekecek, uzlaşmaya zorlayacak, barışı sağlayacak esas güç bu ulusal birliktir. Kürt ulusal güçleri tam da bugün bu bilinçle davranmak ve savaşımı yükseltmek, TC’nin toplu saldırılarını püskürterek sağlam olarak ayakta kalmak durumundadırlar. Bu bağlamda, hiç kuşkusuz, başta Federal Kürdistan yönetimi ve politik güçleri olmak üzere, Kürdistan’ın doğu ve batısındaki politik güçler ve halk, TC’nin özelde kuzey Kürt hareketini, genelde tüm Kürdistan özgürlük savaşımını boğmaya yönelik saldırıları karşısında, Kürt tarihinde görülmemiş bir ulusal dayanışma ve birlik içinde olmalıdırlar. Kürt ulusal kurtuluş savaşımının gelecek garantisi işte bu ulusal birlik pozisyonudur ve bunun gereği yapılmalıdır.

ROJAN HAZIM
24 Aralık 2009

onsdag den 12. december 2007

Demokratik kamuoyu - ROJAN HAZIM



Dünya demokratik kamuoyu genel olarak Kürt sorununda, en hafif deyimle, iyi bir sınav vermiyor!. Demokratik dünyanın bu paradoksal tavrından dolayı insan düşünüyor da, keşke Kürt aydınları şöyle bir çağrı yapsalardı:
Demokratik, humaniter kamuoyunu ve demokratik değerleri amaç edinen ama pratikte tersini yapan ”demokratik devletleri” eleştiriyoruz. Diktatoryal, totaliter, gerici ve faşist devlet ve yönetimleri ise suçlu görüyoruz.
Bu haklı eleştirilerimizi, suçlamalarımızı niçin mi yapıyoruz?
Ortadoğu’da devletsiz bırakılan yaklaşık 50 [elli] milyonluk bir halk olarak Kürtler var. Bu halkın dört devlet arasında paylaşılmış bir ülkesi var ve adı Kürdistan’dır. Seddam rejimi Amerika’nın başını çektiği uluslararası koalisyon güçleri tarafından önce abluka altına alındı, sonra da çökertildi ve Kürt halkı Irak egemenliğindeki parça da özgürlüğüne kavuştu ve bugün Federal Irak içinde federal bir bölgesel yönetimle kendini idare ediyor. Kürtler bu özgür yaşam adacığına kavuşmaktan göreceli de olsa mutlular ve dünya demokratik kamuoyuna bu desteklerinden ötürü de minnettarlar. Ne ki, Türkiye, Iran ve Suriye devletlerinin sömürgeci baskısı altında yaşayan Kürtler henüz özgürlüklerinden yoksunlar. Kürtler bu ülkelerde de özgürlüklerine kavuşmak için haklı, meşru ve de kararlı bir savaşım veriyorlar. Bu devletlerin yönetimleri, Kürtlerin özgürlük taleplerini kanlı yöntemlerle bastırıyorlar. Özgürlük savunucularını ya öldürüyor, ya kaybettiriyor, ya da en ağır hapisle cezalandırıyorlar.
Bu ülkeler arasında kendini ”Batı dünyası”nın bir parçası olarak gören Türkiye var. Türkiye’de Kürt nüfus yaklaşık 30 [otuz] milyondur ve bu sayının yaklaşık 20 [yirmi] milyonu kendi cografyasında yani Kürdistan’da yaşıyor. Türkiye hem Nato üyesidir, hem de şimdi Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda. Türkiye’de Kürtler bütün demokratik norm, kriter ve değerlere aykırı olarak tüm doğal ve demokratik haklarından yoksun bırakılıyor. Kürtçe eğitim yoktur. Kürtçe dil olarak hala da özgür değildir. Kürdistan sözcüğü yasaktır. Kolektiv Kürt bilinciyle davranmanın bedeli onyıllarca hapistir. Kürtler kendi adlarıyla politika yapamıyor, partilerini kuramıyorlar. Türkiye Avrupa Birliği üyeliği yolunda ama 30 milyonluk bir halk topluluğunun bütün haklarını gaspetmiş durumda. Kürtler işte bu ceberrut hegemonyaya karşı özgürlük savaşımı veriyorlar. Bu gerçeğe rağmen Avrupa Birliği topluca Türkiye’nin bu anti demokratik politikalarına karşı açık ve kararlı bir tutum sergilemiyor. Amerika yine öyle. Kürtler bu dış demokratik dinamiğin ilgisizliği karşısında tümüyle kendi özgüçlerine bağlı olarak bedeli çok ağır bir savaşım veriyorlar Türkiye devletine karşı. Türkiye devleti sadece kendi içindeki Kürtlere baskı uygulamakla kalmıyor, Amerika ve Batı dünyasının desteğiyle şekillenen yeni Irak’ta Kürtlerin demokratik kazanım ve statülerinide kabullenmiyor ve oraya da askeri operasyon tehditleriyle müdahale ediyor. Türkiye hem kendi sınırları içinde, hem de bölgede Kürt halk düşmanlığı yapıyor, Kürtlere yaşam hakkı tanımıyor. Bu yokedici saldırı karşısında Kürtler silahlı, silahsız, tüm araç ve yöntemlerle son derece haklı bir savaşım veriyorlar. Ne var ki, Avrupa Birliği ve Amerika bu gerçeği görmek istemiyor, anti demokratik güç ve devletin yanında saf tutuyorlar. Bu paradoksal durum karşısında biz Kürt aydınları sizlerin çifte standartçı politikalarınıza karşı isyan ediyoruz ve sizi demokratik değer, norm ve kriterlerinize sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Bakın, Balkanların ortasında sizlerin desteğiyle 2 [iki] milyonluk Kosova özgürlüğüne, bağımsızlığına kavuşuyor ve biz de bunu Kosova halkının doğal hakkı görüyor ve destekliyoruz, Kosova halkını kutluyoruz. Kosova’da sayıları birkaç bin olan [% 1] Türk nüfusun kendi etnik adıyla [Kosova Demokratik Türk Partisi] politik partisi var ve seçimlere giriyor, parlementoda temsil ediliyor. Türkçe bölgesel düzeyde de olsa resmidir. Kosova’da 17 Kasım 2007 seçimlerini kazanan parti [Kosova Demokrasi Partisi] ve lideri [Haşim Taçi] Kosova Ulusal Kurtuluş savaşımı veren askeri güçten, UÇK’den geliyor.
Peki Türkiye’de ne oluyor? Bugün Kürdistan halkı adına Türkiye’de özgürlük ve demokrasi savaşımı veren legal parti, DTP, -hem de Türkiye parlementosunda grubu var-, Kürt etnik adını taşımamasına rağmen kapatılmak isteniyor, üyeleri, yöneticileri provakasyon yaratılarak linç edilmeye çalışılıyor. Keza Kürt halkının hak ve özgürlüğü, Kürdistanın tanınması gibi meşru ve haklı amaçlar için savaşım veren HPG destekli PKK terörist olarak tanımlanıyor. Bu politikaları, pratik tutumları yanlış ve haksız buluyoruz. Avrupa Birliği, Amerika ve demokratik, humaniter değerlerden yana olan herkesten Türk devletinin anti Kürt ve anti Kürdistan politikalarına karşı durmalarını, Kosovadaki pozisyonlarını Türkiye’ye karşı da göstermelerini ve haklı savaşım veren Kürt halkının ve öncülerinin yanında yer almalarını bekliyoruz. Doğru olan budur.
Bu son derece insani, demokratik ve ulusal istek ve dilek değil mi ve neden ortak bir çağrı olmasın?

ROJAN HAZIM
12 Aralık 2007

søndag den 23. april 2006

"BÜTÜN KÜRTLER" üzerine - ROJAN HAZIM



ÖNEMLI NOT:
Aşağıdaki tekst e-mail ile bize de geldi. Bu tarz yazılara sitemizde yer vermiyoruz aslında. Ne ki, istisnaen bu yazıyı okuyucumuzla paylaşmak istedik. Yazı tam bir Kurdofobi portresi çiziyor. Yazıda dile getirilen görüşler Türk insanının çoğunlukla veya ağırlıkla paylaştığı düşünceler midir? Bunu söylemek, genellemek haksızlık olur. Kuşkusuz böyle düşünmeyenler de var ama açıkça belirtmek gerekir ki bunlar çok olsalar da sesleri az çıkıyor ve bu da sanki azlar gibi bir his uyandırıyor Kürt insanında. Kaldı ki, bu görüş ve düşünceler dünden bugüne bir resmi politika olarak Türk devlet yaşamına yön verdi ve içinde yaşadığımız şu sıcak çatışmalı günlerde de bu görülüyor. Az da olsa Türk insanında, ama bir bütün olarak devlet politikasında bu faşîzan anlayış egemen olduğu sürece Kürtler ve Türkler arasında çatışma ve düşmanlık bitmeyecektir ne yazık ki…
Umarız ki Türk insanına, Türk devletine aklıselim hakim olur, çağdaş düşünülür ve yine çağdaş yol ve yöntemler bulunup kullanılarak Kürt insanıyla barışılır ve iki halkın iyi komşuluk ilişkileri ve barış içinde yanyana yaşama koşulları yaratılır.
Murat Belge’nin bu yazıya ilişkin Radikal gazetesinde yayınlanan kısa yorumunu da ekliyoruz.
Ayrıca yazıyı geldiği haliyle yayınlıyoruz.

ROJAN HAZIM
Nisan 2006

**

BÜTÜN KÜRTLER

yorum yok...bu da bir fikir , böylesi hiç gelmemişti göndermek istedim, yoksa kafatasçı değilim...........

SORUN BÖLÜCÜLÜK VEYA TERÖR DEĞIL; SORUN KÜRDÜN TA KENDISIDIR.
Türkiye'de her gün kız çocukları kaçırılıp zorla fuhuşa sürükleniyor, kadınlarımız kapkaça tecavüze uğruyor, her gün şehirlerde PKK gösterileri yapılıyor, Türk bayrakları yakılıyor, otobüsler yakılıyor, her gün birkaç asker şehit oluyor.
Bunları kim yapıyor?
Neden ezelden beri sadece kürtler ayaklanıyor, kürtler örgüt kuruyor, kürtler kan döküyor?..

Arabamızı kaldırımın kenarına park ettiğimizde tepemize dikilip park parası isteyen, vermezsek biz yokken arabamızı çizip kaçan değnekçiler niye hep kürttür?..
Kırmızı ışıklarda arabamızın camına yapışıp dilenenler niye hep kürttür?.. Sokakta adım başı önümüze çıkıp "abeeey nooolur bir harçlıhh viir" diye sülük gibi yapışan, vermediğimiz takdirde küfreden 10 - 15 yaşındaki madde bağımlısı yaratıklar niye hep kürttür?..
Toplumsal bir sorun haline gelen, cinayet dahi işleyen tinercilerin etnik kökenleri incelendiğinde kürt oldukları meydana çıkmıyor mu?..
Bunlar yüzünden insanlar sokakta rahat gezemez hale geldiler.
Bu da bir terördür, şehirlerin göbeğindeki bireysel kürt terörüdür.
Yol ortasında yakamıza yapışıp kadın pazarlamaya çalışan pezevenkler, genelev işletmecileri neden hep kürttür de başka birşey değildir?..
Istanbul Beyoğlu'ndaki, Ankara Maltepe'deki, vs... gençlerimizi zehirleyen "bar" adlı batakhanelerin sahipleri, işletmecileri neden kürttür?..
Haraççılık ve çek - senet tahsilatı ile uğraşarak kendi halindeki insanları canından bezdiren kann emiciler niye hep kürttür? Oto galericiliği ve emlakçılık adı altında tefecilik yaparak milletin varlığını sömürenler niye hep kürttür?..
Uyuşturucu pazarlayanlar neden hep bilmem hangi aşiretin mensubu kürtlerdir?.. Hüseyin Baybaşinler, Abuzer Uğurlular, Urfi Çetinkayalar nedir?.. kız çocuklarının kaçırılıp zorla fuhuşa sürüklenmesinde, gençlerimizin uyuşturucu ile zehirlenmesinde %99 pay kürtlerin değil midir?
Dört tane Hollandalı turistin (biri de erkek) ırzına geçip ikisini öldüren ve bu sayede bizi tüm dünyaya rezil eden "Alanya sapığı" lakaplı Hakan Karayavuz ve Susurluk'ta, 11 yaşındaki Türk kızı Avşar Sıla Çaldıran'ı iple boğduktan sonra cesedinin ırzına geçen Recep Ipek neden  kürttür?..
Taciz ve tecavüzcülerin neden büyük çoğunluğunu kürtler oluşturuyor? Her ikisi de uzun yıllardır aynı mesleği icra ettikleri halde, Orhan Gencebay'ın adının şimdiye dek hiçbir kötü olaya karışmaması, Ibrahim Tatlıses'in ise her türlü rezilliği yapması, her çeşit suçu işlemesinin sebebi birinin Türk, diğerinin kürt olmasıdır.
Bu örnekler uzayıp gider... Kısacası "kürt sorunu" bazılarının empoze etmeye çalıştığı gibi sadece PKK'dan ya da siyasi olaylardan ibaret değildir. Türkiye genelinde her türlü pis, rezil işi yapanların, her türlü adi suçu işleyenlerin büyük bir kısmı kürtlerdir. Genelev işleten kürdü, pavyon işleten kürdü, kumar oynatan kürdü, mafyacılık yapan kürdü, uyuşturucu satan kürdü, yankesicilik, hırsızlık, kapkaç yapan kürdü, kaldırımları parselleyen kürdü, ırza tecavüz eden kürdü emperyalistler kışkırtmıyor, PKK ile de ilgileri yok... Taşıdıkları kanın gereğini yerine getirerek bu suçları işliyorlar. Biz Türkçüler, sosyal açıdan değerlendirdiğimiz kürt meselesine bir bütün olarak bakıyoruz ve bunların topluma zarar veren yaratıklar olduğu konusunda tüm Türkleri bilinçlendirmeye çalışıyoruz. http://www.kurdish.com sitesine girip "Demographic Trends" başlıklı tabloya bir göz atınız. Kürtlerin 2050 yılında Ortadoğudaki nüfuslarının 87 milyon, Türkiye'deki nüfuslarının ise 57 milyon olacağı belirtiliyor. Bunlar doğru verilerdir, yani bir sallama söz konusu değildir, hatta az bile verilmiştir. Çünkü çarpraz üreme, yani 8 çocuğun diğer 8 çocukla ilerde evlenecekleri düşünülüp onların çocuklarının da çarpraz olarak üreyecekleri düşünülürse bu tablo yetersiz kalmaktadır. Ayrıca bu süre içinde milyonlarca Türk kürtlerle karışarak kürtleşecektir. Türklerin nüfus artış oranı ise bugün neredeyse Avrupa ülkeleri seviyesine  inmiştir. Türk illerinde doğum kontrol uygulamasını teşvik ederek Türklüğün kuyusunu kazan devletimizin alçak siyasetçileri; Güneydoğuya  verdiği çocuk yardımları ile kürtlerin üremelerini teşvik etmektedir. Üremeyip de ne yapsınlar?
Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bağlı Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu (Fak - Fuk - Fon) başta Muş olmak üzere nüfusun %95'inin kürtlerden oluştuğu bazı doğu illerinde çocuk başına para kampanyası başlatmıştır. Bu durum zaten çok hızlı üreyen kürtlerin daha da fazla üremesi demektir. Yapılan yardımların miktarları :
Ilköğretime devam eden erkek öğrencilere ayda 20 YTL
Ilköğretime devam eden kız öğrencilere ayda 23 YTL
Ortaöğretime devam eden erkek öğrencilere ayda 28 YTL
Ortaöğretime devam eden kız öğrencilere ayda 39 YTL
Sağlık yardımı olarak her çocuğa ayda 15 YTL
Her anne adayı için gebeliğin ilk 7 ayında ayda 18 YTL
Her anne adayı için doğumda 50 YTL
Çocuk yardımı çok hızlı üreyen kürtlerin ağırlıklı olduğu şehirlere değil, üreme hızı sıfır olan Türklerin yaşadığı şehirlere yapılmalıydı. Kürtler ne kadar çok çocuk yaparlarsa, o kadar çok para kazanıyorlar. 10 çocuğa sahip bir aile, çocuk başına ayda 15 YTL'den toplam 150 YTL para alıyor.Doğum ve okul için yardımlarıda eklersek 10 çocuklu bir ailenin devletten aldığı para ayda 500 YTL'yi geçiyor. Birkaç ay önce gazete ve televizyonlarda şahane bir haber vardı.Diyarbakır'da bir Kürt dişisi 8 yavrusundan sonra, 9.sunu ikiz olarak peydahlarken, çocuklar ölüm tehlikesine giriyor ve Türk askeri doktorları gelip bebeleri kurtarıyor, hastanede kuvöze koyuyor. Bu sefer Van'dan, yine süper bir haber var. 68 yaşında bir Kürt, 26 yaşındaki ikinci karısından 13. yavrusunu peydahlamış. Toplam 13 çocuğu 100 kadar torunu varmış, artık başka çocuk istemiyormuş, yorulmuş.Gazeteci, "bu kadar çocuğa bu fakirlikle nasılbakıyorsunuz?"dediğinde, Kürdün cevabı harikaydı. "Kaymakamlık gerekli her tür yardımı yapıyor, hiç bir sorunumuz olmuyor" !!! Sakın kimse bunu insanlıkla, hümanizmle, devletin vatandaşının hayatını koruma ilkeleri ile falan açıklamaya kalkışmasın.
Benim ülkeme göz dikmiş bir halkın, benim vergilerimle beslenip daha çok üremelerini sağlayıp on milyonlarca asalak yaratmanın hiç bir ilke ile ilgisi yoktur. Bu rejimin kendisinin kurucusu olan asli unsura, yani Türklere ihanet etmek açısından devşirme Osmanlı'dan hiçbir farkı kalmamıştır. Gayet açıkça Türkler özendirilip en sıkı şekilde nüfus planlaması uygulanırken, Kürtlerden elektrik, su parası bile alınmayıp, nüfuslarını iyice arttırıp Türkleri geçebilmelerine çanak tulmaktadır.
Ülke genelinde kaçak elektirik oranlarına göz atalım.
Şanlıurfa % 66.7
Diyarbakır % 62.7
Hakkari % 62.5
Mardin % 59.3
Van % 58.0
Şırnak % 52.0
Batman % 51.0
Muş % 50.0
Bitlis % 48.0
Siirt % 48.0
Kastamonu % 4,
Trabzon %5,4
Giresun %3,5
Işte kaçak elektirik tablosu. Yoruma gerek var mı?
Nihai amaçlarını gerçekleştirmek için ne cesaretleri ne zekaları ne de kültürleri olan bu etnik cemaat, tek yolu Tanrı'nın kişilere verdiği doğal içgüdüyü (üreme) bir savaş silahı olarak kullanmakta bulmuş durumdadır. Yakın bir gelecekte nüfusu 100 milyon - ki bunun en aşağı yarısı kürt olan bir Türkiye çocuklarımızı bekliyor... Bayrak aynı bayrak, sınırlar bozulmamış, isim değişmemiş ama ortada ?Türk? kalmamış. Birkaç milyon kalmış elbette ama onlarda tedirgin yaşıyorlar. Ortada Brezilya gibi, lisanı, soyu sopu karışık, ırk çorbası bir ülke.. Ama hala müslüman... Bizim için bir yıkım olan bu durum, ?72 millete bir göz ile bakan? hümanistlere bir rahatsızlık vermez. Yaşadığımız topraklarda şu an için en büyük tehlike kürtlerdir. Dün bunu inkar edenlerin savunduğu fikirler, kürtlerin gerçek yüzlerini göstermesiyle bugün bir bir intihar ediyor. Bu cümleleri okuduğunuzda etkisi altında kaldığınız propaganda yüzünden yargılayıcı duygulara sahip olabilir; kürtlere karşı katı bir tavır alma diye düşünebilirsiniz. Fakirlik, eğitimsizlik gibi onlarca sebep sıralayıp, sosyal yalanlar uydurup, hergün sizin veya tanıdıklarınızın payına düşeni bir şekilde aldığı yanıbaşınızdaki kürt terörünün varlığını inkar edebilirsiniz. Bunları düşünmek sizi rahatlatır. Kürdofil medyanın enjekte ettiği bu uyuşturucu sizi olan bitenden uzaklaştırabilir. Ancak gerçekleri değiştiremez. Gerçek aciz değildir. Gerçekleri kim anlatacak? Kim gösterebilecek ezilmiş sandığınız kürtlerin hergün yanıbaşınızda yaptığı ahlaksızlık ve saldırganlığı? Kerkük'te arkasına ABD'yi alınca Türkmenler'i katleden bu aşağılık topluluğun eline fırsat geçtiğinde uyguladığı baskıdan kim söz edecek?
Okuldan, işten dönüp televizyonu açtığınızda tüm kanalları kaplayan Kürt dizileri ile mi bilinçleneceksiniz; yoksa PKK'ya yardım edip sonrada kasetleri Türkler tarafından kapışılan, konserlerinde izdiham yaşanan kürt ibo, mahsun, berdan, keko, şavata, ahmet kaya, özcan ve hergün yenisi çıkan şarkıcı bozuntuları ile mi? Sol merkezli görüş onlara herkesten fazla sahip çıkıp tabanını genişletmeye çalışırken, yıllar sonra kullanılıp bir kenara atılacağının farkında değildi. Sağ tarafta durum daha da vahimdi.Ancak bunların içinde belki de en acı olanı, kürtler tarafından aldatılmayı halen gururuna yedirip itiraf edemeyen sözde milliyetçilerin (!) durumudur.
PKK ve Apo'yu Ermeni, dağdaki kürtleri kandırılmış, sokaktakileri de  kardeş ilan eden ülkücü anlayışın Türklere verdiği zarar gelecekte tarih kitaplarına konu olacaktır. Gerçeği daha fazla inkar etmek anlamsız.  Bu son perdedir. Bir yandan ABD talimatlı kürt dizileri, diğer yandan Avrupa tavsiyeli gelin-kaynana programları ile giderek daha fazla esir şehrin insanlarına benziyorsunuz Kürtlerin hızla neden ürediklerini ve yayıldıklarını anlatıp, önlem almaktan bahsedenlere onlardan önce siz karşı çıkacaksınız. Çünkü bulanık gözleriniz mahallenizde bir eve doluşup, ahlaksızca ve bilinçli bir şekilde üremeye devam eden kürtleri değil ancak dizidekileri seçebilecek.
Artık sokakta sizin ve yakınlarınızın canını yakan tinerciler denince bunun tek sebebi olan kürtleri düşünmeyeceksiniz bile. Eğitimsizlik,fakirlik,sosyal adalet gibi kavramların arasında boğulacak; kafanızı toplayıp gerçek soruyu asla soramayacaksınız. PKK denince aklınıza kürtler gelmeyecek. O dış güçlerin oyunuydu diyecek,bitti sanacak; öldürülen binlerce teröristin kaç milyon akrabası ve sempatizanı olduğunu hesaplayamayacaksınız. Ilköğretim çağındaki kız çocuklarına dahi askıntı olup, fırsat bulunca her türlü kötülüğü yapanların onlar olduğunu bilmek istemeyecek; kürtler göç etmeden önce şehrinizin ne kadar huzurlu olduğunu anlatmaya çalışanları duyamayacaksınız. söz azınlık haklarından açıldığında, Kerkük'te Türkçe ders verdiği için eğitim yuvalarına bile saldıran kürtlerin hakkını onlardan çok savunduğunuzun farkında olmayacaksınız. Sosyal eşitsizlik denince aklınıza sadece ekranda gözünüze sokulan Güneydoğu illeri gelecek. Ülkenin en yoksul beş ilinden ikisi olan Gümüşhane'nin, Kastamonu'nun neden suçlu üretmediğini anlayamayacaksınız. Karadeniz Bölgesinde elektriği ve suyu dahi olmayan köyleri hiç bilmeyeceksiniz. Toplum olarak düzenimizi, birey olarak yaşantımızı, aile olarak huzurumuzu ve millet olarak sağlımızı bozan kürtlerin yarattığı tehlikeyi hala inkar etmek eğer gaflet değilse, nedir? Kürtlerin yaptıklarını es geçip kabahati dış güçlerde aramakta hiç  gerçekçi değil. Bu topluluk tarafından icra edilen ? Kapkaç, yankesicilik, hırsızlık, töre cinayetleri, taciz, gasp, beğendiği kızı şehrin orta yerinde kaçırıp ırzına geçerek evliliğe zorlama, etnik dayanışma ile gittiği tüm  yerleri hegamonyası altına alıp kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımama, haklı haksız her mecliste sadece kendisinden olduğu için birbirlerini destekleme, çocuk kaçırma, sapıklık, 9-10 yaşlarında çocukların tecavüz edilip öldürülmesi, elektrik su parası ödememe, vergi ödememe, sahteciliklerle asalak gibi yaşama, turistlik kasabaları ele geçirerek hem yerli halka, hemde turistlere zarar verme, devletin her imkanını sömürme, trafik magandalığı, şehir magandalığı, haraç toplama, liselerde, ilkokullarda çeteler kurup diğer öğrencileri sindirme, sahip olduğu feodal kültürü yaşadığı yere uydurmaya çalışma, uymayanlara zarar verme, sıcak para getiren tüm iş kollarına zor kullanarak hakim olma? gibi mevhumları hangi dış güçler kürtlere nasıl yaptırıyor? Merak ediyorum. Arkadaşlar, sorun "kürtçülük" "bölücülük" veya "terör" değildir. Sorun kürdün ta kendisidir. Teröristi, esnafı, işadamı, öğretmeni, manavı, dolmuşçusu, garsonu, sapığı, eşkiyası, kapkaççısı, anarşisti.... hepsi aynıdır. Türk milleti için şu an aleyhte bir faaliyet göstermeyen kürtler olabilir, ancak bunların vadesi sonsuz değildir. Kaldı ki o "sadık kürt" bile sokaklarda, işyerinde veya okullarda gene kürtlüğünün gereğini icra edecektir. Kürtlüğün gereğinin ne olduğunu ise hepimiz biliyoruz. Artık "Kürt bölücülüğü" diye bir sorun olmadığı, gerçek sorunun adı "kürt yayılması" olduğu halde bazıları ısrarla "bölücülük" diye yanıltıcı adlandırmalarla uğraşıyor. Bazıları da ?dış güçlerin maşası, piyonu kafasız, zavallı, korkulmaya değer olmayan kürdler?söylemini bulmuşlar. Böylece esas büyük suç, Kürtlerin üstünden alınıp kim olduklarını kendilerinin bile net tarif edemediği, gizem perdelerinin arkasındaki yüce dış düsman güçlere yükleniyor. Hem de Kürt tehlikesi küçümsenip stratejik bir  politika boyutuna indirgeniyor.
Oysa ki sorun stratejik veya magazinsel sorun olmaktan daha vahimdir. Turkiye Cumhuriyeti devletinin kimliğini, kurucu ve asli unsur olarak tekelinde tutan Türk ırkının nüfus itibariyle gelecekte aynı şekilde tekelinde tutup tutamayacağı, yani var olma, yok olma mücadelesidir.
Ayrıma dikkat edin. Eğer dış güçlerle Kürtlerin Türk milletine karşı bir ilişkisi varsa, bu ilişki maşalık değil işbirliğidir. Ne maşası, ne kandırması? Kürtlerin çıkarları dış güçlerinkiyle örtüşüyorsa kandırmaya ne gerek var? Kürtler saflar, kandılar, komploya düşüyorlar, onun için çoğalıp Türkiye'de çoğunluk olacaklar. Vay be. Canına minnet adamın böyle kandırılma. Aynı mavalları Osmanlı yönetimi de 100-150 sene önce Yunanlılar ve Ermeniler için söylüyordu. Güya Yunanlılar yutacak ya. "Biz sizinle asırlarca kardeşçe yaşadık, Batılılar sizi kendi çıkarları için kışkırtıyorlar, alet ediyorlar" diye anlattılar durdular.
Yunanlılar ne kadar aptalmış ki alet oldular da aleyhimize topraklarını 3 kat büyüttüler, hala da büyütüyorlar. Bu devirde kimse oyuna gelip saflığından başkasının maşası olmaz. Avrupalıları Tanrı sanıp incik boncuk karşılığında birbirlerine saldıran Kızılderililer yok. Dünyamızda şu an olabilecek, sadece çıkar ve güçbirliğidir.
SON SÖZ : Bu belanın üstesinden gelebiliriz. Yeter ki buna inanalım. 
23. april / nisan 2006

**

Gayrinizami faşizm dönemi - Murat Belge
28/04/2006 / Radikal

İnternette dolaşan bir yazı var, başlığı genel amacını özetliyor: 'Sorun Bölücülük veya Terör değil, Sorun Kürdün ta Kendisidir'. Bunu bana bir okurum postalamış, 'Sonuna kadar okuyabilecek misiniz, bakalım' diyor. Birkaç tanıdıkla konuştum, onlar da, görmüş, biliyorlar.
Bu yazıdan, Türkiye'de olan işlerin kötülerinden Kürtlerin sorumlu olduğunu öğreniyoruz, özellikle politika dışı sayılan alanlara giriliyor, uyuşturucu ticaretinden fuhuşa, tinerci çocuklardan ırz düşmanlarına birtakım örnekler sayılarak Kürtlerin 'Kürt' oldukları için böyle davrandıkları, bunların 'Kürt' özü 'nün bir gereği olduğu 'kanıtlanıyor'.
Kürtlerin durmadan üreyip çoğaldığını öğreniyoruz. Bunun amacı siyasi. Böylece çoğunluk olup buraları ele geçirecekler: "... lisanı, soyu sopu karışık, ırk çorbası bir ülke... Ama hâlâ Müslüman... Bizim için bir yıkım olan bu durum, 72 millete bir gözü ile bakan hümanistlere bir rahatsızlık vermez."
Türk faşizminin bütün kollarının ortak teorik temeli 'anti-hümanizm'dir. Bir kere daha bunu -ve asıl nedenini- görmüş oluyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin özelliği konusunda yazıdaki imla ve cümle kuruluşu sakat olsa da, değerlendirmesi gerçekçi. Şöyle deniyor: "Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kimliğini, kurucu ve asli unsur olarak tekelinde tutan Türk ırkının nüfus itibarıyla gelecekte aynı şekilde tekelinde tutup tutamayacağı, yani var olma, yok olma mücadelesidir."
Kürtler 'Taşıdıkları kanın gereğini yerine getirerek bu suçları işliyorlar. Biz Türkçüler, sosyal açıdan değerlendirdiğimiz Kürt meselesine bir bütün olarak bakıyoruz ve bunların topluma zarar veren yaratıklar olduğu konusunda tüm Türkleri bilinçlendirmeye çalışıyoruz.'
'Son söz' diye bitiyor yazı, ama henüz dişe dokunur bir 'son söz' yok. "Bu belanın üstesinden gelebiliriz. Yeter ki buna inanalım" denmiş. Sonra da yazıyı yayma, dağıtma çağrısı geliyor. Demek ki şimdilik bu düşünceyi yayma aşamasındayız. Yeterli sayıda kişi bunları okuyup, sorunun böyle basmakalıp tedbirlerle çözülemeyeceğini anlayınca, 'radikal çözüm önerisi' de gelecek.
Somut bir örnek vermem ama Kürt militan kesiminde bu yazıyı okuyunca sevinecek kişiler bulunduğunu kuvvetle tahmin ediyorum. Hakaretlere kızacaklar elbette ve onlar da kendi hakaretlerini savuracaklar: ama sorun 'bir arada yaşama' iradesinin aşınmasına gidiyor, 'ayrılıkçı Kürtler' denirken, şimdi bir 'ayrılıkçı Türk' kesimi oluşuyor, işte buna sevinecekler.
Benim bunlara -şu aşamada- fazla bir diyeceğim yok. Her toplumda birilerine 'çok aşırı' görünen düşünce ve eğilimler olabilir. Türkiye'de Hitler'in çok sattığı konuşuldu, bunun haklılığını savunanlar da oldu. Fazla şaşırtıcı değil.
Diyeceğim, ortada duran ya da durduğunu söyleyenlere. Bugün dünyada erişilmiş demokrasi ve insan hakları standartlarına Türkiye'nin de erişmesi gerektiğini savunan, erişmediğinin somut örnekleri -avuç avuç- ortaya döküldüğü zaman da bunları eleştirenlere söylenmedik hakaret bırakmazlar. Bu eleştirenler 'vatan haini'dir; alıntıladığım yazıyı yazanlar ise biraz 'aşırı', muhtemelen 'gençlik heyecanına kapılmış' falan filan, ama son kertede 'vatanperver', son kertede 'bizden'...
İyi de, Türkiye'nin sorunları, başta 'Kürt sorunu' mu diyeceksiniz, hâlâ 'Güneydoğu sorunu' mu diyeceksiniz, aldı gidiyor. Birileri 'Kürt sorununa kesin çözüm'ün planını yapmaya başlamış. Bunların yol açacağı yeni gelişmeleri denetleme imkânlarına sahip misiniz?